Muhalif bir oyuncu: Sean Penn
Dinçer Başdemir09 Ocak 2009
Sinemadan gerçekten anlayan, laf olsun diye film izlemeyen insanların gerçekten değer verdikleri, ayrı bir yere koydukları, anlatmak istediklerini dikkate aldıkları bazı usta oyuncular vardır hepimizin bildiği gibi. İşte Sean Penn de o ustalardan biri.
Daha çok küçük yaşta kendi başına sinema denemeleri yapan Sean Penn, o yıllarda sanki ne kadar büyük bir usta olacağının sinyalini verir gibidir. Önceleri Hukuk okumak istemiştir ancak daha sonra vazgeçip Los Angeles’ ta oyunculuk eğitimi aldıktan sonra bir kaç projede yer alır ve 1982 yapımı Fast Times at Ridgemont High adlı film ile üne kavuşur.
Dünyanın en önemli popstarlarından biri olan Madonna ile evlenir ve bu çalkantılı evliliği çok uzun sürmemiştir Penn’ in. Madonna’ dan ayrıldıktan sonra belki de hızla tırmanmaya başlar basamakları. Şu anda evli olduğu Robin Wright Penn ile bir beraberlik yaşar ve iki çocuk dünyaya getirirler.
1991 yılında yönetmenliğe de başlayan aktörün ilk filmi Indian Runner olarak tarihe geçer. Senaryo yazarlığı ve yapımcılığa da soyunan aktör yönettiği filmlerin çoğunun senaryosunu da yazar.
Protest kimliğiyle öne çıkan başarılı oyuncunun ABD’ nin politikalarının karşısındaki sert muhalif duruşu onun konumunu belirler. ABD halkınının uyanabilmesi için çeşitli projelerde görev alır. Amerika’ nın sözüm ona özgürlük götürdüğü ülkelere giderek serbest muhabirlik yapar.
Venezuella’ yı ziyaretinde devlet başkanı Hugo Chavez’ i desteklediğini belirtir ve ABD başkanı ile dış işleri bakanının "Irak Savaşı ile alçakça suç işlediği"ni söyler. Bir söyleminde ise,
Basın söylediklerimi çarpıttı. "Devrim" derken kasttetiğim bir tür kültür devrimi değildi. Basbayağı ihtilalden bahsediyorum, hükümete karşı ayaklanmaktan. Gerçi silahlı ayaklanmanın pratikte geçerli olup olmadığını kestiremiyorum, çünkü teknolojinin eriştiği düzey öyle ki, kaybetme ihtimalimiz yüksek. Fakat eylemlilik için şartlar gayet müsait. Seattle’daki gençlere bakın; yirmi yıldır böyle bir şey olmamıştı. Çok umut verici bir durum. (…) geçmişinizden kaçamazsınız. Toprağı talan ettik, Kızılderilileri katlettik ve bu, bir nesilden diğerine sirayet etti. Bizimkisi bir suç kültürü. Bütün kültürler az çok öyle. Fakat bizimkisi -dünyanın askeri ve iktisadi kralıyız ya- çok daha utanç verici. Dolayısıyla çok daha fazla mesuliyetimiz var. Ancak bizim kültürümüz bir sorumluluk üstlenmeye hazır değil, kimse rahatını bozmak istemiyor
diyerek ne kadar sert bir muhalif olduğunu açıkça gösterir.
Medya ile de hiçbir zaman anlaşamaz Penn, asi biridir. Onlara kötü davranır ve tabii ki de kötülenmeye başlar. Ancak hep iyi yönetmenlerle ve iyi oyuncularla çalışır. Daha çok sosyal içerikli ve toplumsal filmlerde oynayarak da idealist yönünü gösterir bize.
Usta oyuncu, zeka düzeyi düşük bir babayı canlandırdığı I am Sam (2001)’ de gözlerimizi yaşlar içinde bırakacaktır. 21 Grams (2003)’ ta ise hasta bir matematik profesörüne hayran gözlerle bakmamızı sağlar. All the King’s Men (2006)’ de basamakları hızla tırmanan bir vali olur ve Mystic River (2003)’ da kızının katilini bulmaya çalışan babayı canlandırır.
4 kez “En iyi Erkek Oyuncu" Oscar ödülüne aday olan başarılı oyuncu, bu ödüle Mystic River ile sahip olur. Daha pek çok ödüle de sahip olur ve Nuri Bilge Ceylan‘ ın "En iyi Yönetmen" ödülü aldığı Cannes Film Festivali’ nde ise juri üyeliği yapar.
2008 yılına geldiğimizde ise Penn yine gündeme toplumsal bir filmle geliyor. Amerika’da eşcinsel haklarını savunan ilk politikacı olan ve göreve geldikten bir süre sonra öldürülen Harvey Milk’ in hayatını anlatan Milk (2008) adlı filmde usta bir performans gösterdiği söyleniyor ve yine Oscar adayları arasında en güçlülerden biri olarak gösteriliyor.
Önemli filmlerin oyuncusu ve yaşayan en önemli aktörlerden olan Sean Penn umarım daha çok film yapar, daha çok bizimle olur ve biz de O’nu saygıyla izleriz.
